3 Nisan 2017 Pazartesi

GÖZÜME ASETON KAÇTI

Bu kadar telaşlı bir insanın başına gelmesi gereken en son şey gözüne aseton kaçmasıdır. Gerçi büyük ihtimalle diğer insanlarında da başına gelmesi gereken en son şeydir. Yani ben, benden başka gözüne aseton kaçırmayı becereni duymadım. Neyse… Panik bir insansanız aman asetondan uzak durun. Ondan sonra , “Kör mü olacağım” diye hastaneye koşuyorsunuz.

O gün canım biraz sıkkındı ama önceden ayarladığım için akşam dışarı çıkacaktım. Saçıma maşa yapmış, makyajımı tamamlamıştım. Az vaktim kalmıştı. Bir baktım ojem kötü görünüyor, “Dur iki dakika şunları sileyim” dedim. Demez olaydım! Asetonun kapağını açtığım sırada annem aradı. Kapağını öylece açık bıraktım ve annemle konuşmaya başladım. Daha doğrusu tartışmaya başladım. Zaten canım sıkkındı daha da asabım bozuldu. Telefonu kapatıp, yatağın üstüne attığım gibi sen al kapağı açık asetonu, vur masaya… Sinirliyim ya. Artistlik yapacağım ya. Gözüme aseton şap diye bir sıçradı... Al sana artistlik! Ben böyle bir acı daha önce hissetmemiştim. Bağıra bağıra banyoya koştum. Ama nasıl koşmak… Çığlık çığlığa. Dışarıdan duyan kesin biri beni boğazlıyor sanmıştır. Gözümü öyle bir yandı ki kör olacağım zannettim. Yok, kesin kör olacaktım! "Allah'ııım! Genç yaşımda başıma bunlar da mı gelecekti? Kör mü olacağım!" Ağlaya ağlaya lavaboda gözümü yıkamaya başladım, “Allah’ım! Ne olur gözümü bana bağışla!!” 
Senin neyine artistlik yapmak… 
  


Bir süre yıkadıktan sonra doğru Cansu’nun kapısına koştum. Zavallı Cansu da o sırada saçını başını yapmış, bir güzel giyinmiş, birazdan dışarı çıkıp, kahvesini içeceğini sanıyordu. Talihsiz genç kız o sıralarda yine acile gideceğinden habersiz, mutlu mutlu evden çıkmaya hazırlanıyordu… Fakat Yasemin’in dairesinin kapısının uğursuz gıcırtısı duyulmuştu bir kere. Ayakkabısını bağlayan kadersiz kız kafasını kaldırdığı gibi ona doğru koşan birini gördü; beni. Yine bir şey olmuş olamazdı. Daha kuduz, tetanos aşılarını yeni yaptırmıştık, “Zaten evde. Bir yerini de çizse tetanos aşısı var… Ne olmuş olabilir ki?” diye düşündü. Ama,

“Cansu! Gözüme aseton kaçtı! Benimle hastaneye gelir misin?” dediğimi duyduğunda ayakkabısını bağlamak için çömeldiği yerden yavaşça kalktı. O andaki surat ifadesini anlatmak isteyecek olursam, tam olarak şöyleydi; “Nasıl becerdin?”


Tabi o anda, “Artistlik yaptım, asetonu masaya çarptım” falan demedim. “Çok sıkmışım, sıçradı” diye bir şeyler geveledim. Cansu çaresiz, yine acile gitmek için kapıyı çekti ve apar topar apartmandan çıktık. Yolda babamı aradım. Böyle olaylara alışık olan babamı… Zaten ben aradığımda hayra alamet bir şey çıkmayacağını anlıyordu adam. “Baba! Gözüme aseton kaçtı, bir şey olur mu?” Babamın sesi bezgin, yılgın… Bir iç çekip, “Onu nasıl yaptın?” diye sordu. Zavallı adam…

Yolda bir arkadaşımla karşılaştık. Ne oldu diye sorunca alelacele, “Gözüne aseton kaçtı” dedi Cansu. Onu şaşkın bakışlarıyla orada bırakıp tramvaya bindik. Kız öyle bakmakta haklıydı tabi. Neden hastaneye gidiyorsunuz? Şey… Gözüme aseton kaçtı ya, bir şey yok.
Yalnız, ben kör olacağım diye artık nasıl zavallı bir şekilde duruyorsam yaşlı bir adam kalkıp bana yer verdi. Ölümcül bir hastalığım var sandı herhalde. O sırada da ne olduğunu anlayamayan kız da Cansu’ya mesaj atmış, “Şimdi gözüne oje mi kaçmış, aseton mu? Anlamadım?” diye sormuş. Hayır, ne kadar saçma bir soru. Gözüme oje nasıl kaçabilir ki? Ya da neyse… Ben bu konuda yorum yapmayayım.

İçeri girdiğimizde benim üzerimde süslü, pembe mantom, dalgalı saçlarım ve suratıma akmış simsiyah makyajım vardı. Cansu ‘nun saçlar yapılı, makyaj yerinde… Acile gelen böyle tuhaf bir ikili. Millet de, “Bunlar ne yapıyor” dercesine bize bakıyordu.
Ardından içeri geçtim ve hemşire göz kızarıklığı diye önündeki deftere not aldı. Gözüme ne olduğunu sorunca “Aseton kaçtı” dedim. Kız da gülmeye başladı. Sonra da “kızmıyorsun değil mi” dedi. Biraz kızmıştım ya, neyse… Bana bir numara odası verdiler ve Cansu’yu içeri almadılar. Beni yönlendirdikleri odanın önüne geldiğimde kapıda, “Cerrahi müdahale odası” yazdığını gördüm. Cerrahi mi? Yutkundum. Bu kelime hiç hoşuma gitmemişti. Zihnimde ameliyat masasının başında, elinde neşter, beni bekleyen  doktorlar canlandı,

“Gözünü ameliyat etmek zorundayız.”


"Yok canım! Gözüme ne gibi bir cerrahi müdahale yapabilirler ki” diye kendimi yüreklendirmeye çalıştım. Mantıken öyleydi en azından… Ama o doktorlar gözümün önünden gitmiyordu ki. Ben koridorda ileri geri yürürken gelip geçenler de bana tuhaf bakışlar fırlatıyordu. Sanırım dalgalı saçlarım ve pembe mantomla cerrahi müdahale odasının önünde ne yaptığımı anlamaya çalışıyorlardı. İçeri girdiğimde sadece bir tane doktor olduğunu gördüm. Öyle düşündüğüm gibi elinde neşter falan da yoktu. Sadece tuzlu suyla gözümü yıkadı. Bir de, “Siz asetonu tırnaklarınız için kullanmıyor muydunuz?” diye sordu. Asetonu, makyajımı silmek için kullanan bir manyak sandı beni herhalde.

Yıkamayı bitirdiğinde gözümü öyle bir bandajladı ki suratımın yarısı kapandı. Tekrar acil koridoruna , yanına gittiğimde benim o halimi gören Cansu’nun gözleri yerinden fırladı. Bir de üstüne, dakika bir gol bir yanına gitmeye çalışırken eşiğe takıldım, düşüyordum az daha. Cansu hemen koluma girdi ve hastaneden çıktık. Doktorun verdiği damlaları almak için nöbetçi eczane aramaya başladık. Büfeye sordum, “Nöbetçi eczane nerede var?” diye. Adam bana, “Burada yazıyor, görmüyor musunuz” diye camdaki kağıdı gösterdi. Neyse, bir şey demiyorum.

Nöbetçi eczaneye doğru yola koyulduğumuz sırada arkadaşıma gelmeyeceğimi haber vermem gerektiği aklıma geldi. Zaten ne diyeceğimi düşünüyordum, bir de üstüne arkadaşım yabancı olduğu için olayı İngilizce anlatmam gerekiyordu. “Gözüme aseton kaçtı” desem saçma olacak diye düşündüm. En sonunda “gözüme kimyasal madde kaçtı” demeye karar verdim. Evet, bu gerçekten çok mantıklı olmuş değil mi? Biri size diyor ki; “Ben bu akşam gelemeyeceğim. Gözüme kimyasal madde kaçtı da…”

O da, “Ne!! Nasıl yani!! Ne yapıyordun ki?” yazmış. Ne diyeceksin şimdi? Ben arada deney yapıyorum da… Boş zamanlarımda… Çamaşır suyu dedim ben de. Hani en azından mantıklı bir açıklaması var. Temizlik yapıyordum, gözüme sıçradı falan diyebilirsin.
Bir şekilde ilaçlarımı alıp, yolda insanların bakışları arasında yürüdükten sonra kendimizi eve attık. Ev arkadaşımın da  “Nasıl becerdin?” sorusunu cevapladıktan sonra odama geçtim. Bütün gece bandajla uyudum. Arada çıkarıp “kör müyüm, değil miyim” diye kontrol etmeyi de ihmal etmedim tabi. Ne olur, ne olmaz.

Aman diyeyim arkadaşlar! Siz siz olun böyle aseton, çamaşır suyu, bulaşık deterjanı tarzı şeylerle artistlik yapmayın. Hani ne bileyim çok mu sinirlendiniz… Yastık atın, kumandayı fırlatın… Böyle şeyler. Kumandanın da en kötü pilleri yerinden çıkar. Kısaca sevgili arkadaşlar; Sinirlendiğiniz zaman kimyasal maddelerden kesinlikle uzak durun.




24 yorum:

  1. çok geçmiş olsun ama bazen böyle şeyler olabiliyor....

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim, sağ olun:)

    YanıtlaSil
  3. Geçmiş olsun ben de geçen sene çamaşır suyu kaçırmıştım gözüme.Anında gözümü yıkadım o korkuyu bilirim.Göz çok dikkat ister

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet:) O korkuyu işte bir de bende düşünün:)

      Sil
  4. Geçmiş olsun. Bende sinirlenince elektronik aletleri bozarım ^.^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahah:) Olsun olan elektronik aletlere olsun, en azından gözünüzü çıkarmıyorsunuz:)

      Sil
  5. Oyy fena olmus cok geçmiş olsun.çamaşır suyu da fena yakıyor bu arada: )

    YanıtlaSil
  6. Onu henüz deneyimlemedim :D

    YanıtlaSil
  7. Geçmis olsun. Ben de o konularda pek sakarimdir 🙈

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel:))) Ben genel olarak pek sakin değilimdir:)

      Sil
  8. Aman ya o ne pis bir durumdur gerçekten :)

    YanıtlaSil
  9. Sen ne tatlı bir şeysin böyle :) Sanırım torunumla yaşıt ya da belki küçüksün. Ben panik ve heyecanlı biriyim. Biraz da sakar oldum son zamanlarda. Geçmiş olsun canım. Dikkat et yavrum. Çok güzel anlatmışsın, kalemine sağlık. Yazmaya devam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler:)))) Ben de sakar oldum. Ofiste sürekli bir şeyleri deviriyorum. Dalga geçiyorlar artık. Güzel yorumun için teşekkürler.

      Sil
  10. ahaha işte aradığım samimiyet iyi eğlenceler... :D:D

    YanıtlaSil
  11. ay aman bi yavaş davran yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir daha hep yavaş davrandım deeptone:)

      Sil
  12. Bandajlı haliniz canlandı gözümde ama anlatım tarzınız o kadar hoş ki, gülmek geldi içimden. Hani bazen bir sakarlık yaparız ya istemeden ve biz sıkılıp, kızarıp, bozarırken; başkalarına komik gelir.
    Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beğenmenize çok sevindim:))) Aslında komik zaten:)

      Sil
  13. Geçmiş olsun demeyi unuttum. "Geçmiş olsun."

    YanıtlaSil
  14. Geçmiş olsun canımm. Güzelleşicez diye başımıza gelmeyen kalmıyor :)) Deeptone'nin blog tanıtımından geliyorum canım. Benim bloguma da bekliyorum. Tabi istersen :)

    YanıtlaSil