28 Eylül 2017 Perşembe

Yıldızsız İstanbul












Dışarısı yağmurlu
Dışarısı karanlık
Ama ben ışıklarımı açtım
Bu senin elinde derlerdi de inanmazdım
Gülümsemek için güneşi beklemek ne saçmaymış
O bir doğar, bir batar
Onunla batmak olmazmış
Ya yıldızlar? Parlamak için onu beklersem?
O zaman gündüzleri ne yaparım?
Yıldızları bile yutan bu betonların arasında
Karanlıkta kalırım

İstanbul’a da dedim “kendini bırakma!”
Biliyorum nefes alamıyorsun dev binaların arasında
Ama denizlerin hâlâ senin yanında
Martılar hâlâ süzülüyor semalarında
Büyükada için üzgünüm ama
Bak Burgazada tertemiz mesela
Canın sıkılınca Kadıköy’ü hatırla
Belki bir gün betonların yerini parklar alır
Sokaklarda çiğnenir diye korkuyorsan

Sen de tohumları martıların kanatlarının arasına sakla

19 Eylül 2017 Salı

CAFE DE KEDİ


Eskişehir’de okuduğum zaman açılmıştı bu kafe. Sahipleri sokakta zor durumda olan kedileri alıp, bakıyorlardı. Sonra da sahiplendiriyorlardı. Kafenin amacı buydu. Türkiye’de bir ilkti. Öyle güzel bir yerdi ki… Rüya gibiydi. İçeri bir giriyorsunuz; her yerden bir kedi çıkıyor. Siz çayınızı içerken kediciklerle oynuyorsunuz. Çok mutlu ediyordu beni orası.
Fakat bir problem vardı; az müşterisi vardı. Neden bilmiyorum. O kadar güzel bir mekâna nasıl oldu da insanlar gitmemişti anlayamıyorum. Zaten bir süre sonra zarar etmeye başladılar ve mecburen kapattılar. Ben Eskişehir’de okuduğum sırada açıldığı için gitme imkânını yakalayan şanslı insanlardan biri oldum. Kapanacağını duyunca elimden geldiğince duyurmaya çalıştım, insanlar da uğraştılar ama en nihayetinde kapandı.